Cezayir’den Yükselen Direniş Muştusu: “Güller Ağlar Ülkemde” Kitap Tahlili
Cezayir’den Yükselen Direniş Muştusu: “Güller Ağlar Ülkemde” Kitap Tahlili

Cezayir’den Yükselen Direniş Muştusu: “Güller Ağlar Ülkemde” Kitap Tahlili

Yusuf AKTAŞ

Nehir Aydın Gökduman’ın 1996 yılında bir Cezayir romanı olarak yazdığı Güller Ağlar Ülkemde adlı eseri okuyucuda büyük yankı uyandırmıştır.

Rağbet neticesinde 10. baskıya ulaşan kitap, 90’lı yıllarda Cezayir’de yaşanan askeri darbeyi ve halkın ortaya koyduğu direnişi ve dönemin sosyo-kültürel ve sosyo-siyasal atmosferini konu almaktadır.

1991 senesinde Cezayir’de yapılan genel seçimlerde İslami Selamet Cephesi sandıktan birinci parti olarak çıkmış ve iktidara gelmişti. Halkın onay verdiği bu iktidara cunta yönetiminin ve sömürü düzenin başını çeken işgalci devletlerin ilgisi aynı şekilde olmamıştı.

İslami Selamet Cephesi,  Cezayir‘de 1989-1992 yılları arasında faaliyet gösteren İslamcı bir siyasi partidir.

Halk sandıkta kazandığı zaferi, ne pahasına olursa olsun sineye çekmeye razı değildi. Silah ve darbe tehdidiyle çalkalanan bu sıkıntılı süreç beraberinde birçok mücadeleye sahne olacaktır. Ödenecek bedel ne kadar acılarla dolu olursa olsun lakin direnişin onurlu havası ülkeyi sarmıştı bile.

Nehir Aydın Gökduman’ın dönemin ruhuna atfederek yazdığı Cezayir romanı Güller Ağlar Ülkemde adlı eseri romanın özgün karakterlerinin mücadelesi, olayların doğallığı içinde pek çok insanın kendisinden bir şeyler bulduğu bir hikâyeye dönüştü.

Kısa bir girizgahtan sonra romanın hikayesine değinelim;

Eser, İslami Selamet Cephesi liderlerinden Ömer Erkam ve ailesinin askeri cuntaya karşı vermiş olduğu mücadeleyi anlatmaktadır. Aynı zamanda bir petrokimya mühendisi olan Ömer, iptal edilen seçimlerden sonra cuntaya karşı mücadeleyi örgütleyen hareketin liderliğini üstlenir. Askeri rejim tarafından bilindiği ve arandığı için ailesiyle birlikte, bazen ailesini de geride bırakarak, şehir şehir dolaşıp direnişi yönetmeye çalışır. Bu, hiç kolay olmadığı gibi bedel ödeyen sadece ailesinden ayrı kalan Ömer değildir. Eşi ve çocukları uykusuz gecelerle, bitip tükenmeyen yolculuklarla, yüreklerine çöreklenen o uğursuz korkularla baş başa kalmışlardır. Direnişin amacı insanları kula kulluk etmekten kurtarmak, bağımsızlık meşalesini yeşertmektir. Bu onurlu yürüyüş, mücadelenin müntesipleri tarafından bir kıyama bir mektebe dönüşür. Ömer’in küçük oğlu Talha dahi yaşananların bilincindedir ve küçük yüreğinde çırpınışlar duyar. Onun ablası Sevde de kaygılarını, korkularını bir kenara bırakarak annesi ve kardeşine umut olmaya çalışır. Kavganın o bereketli havası sinmiştir yuvalarına, duaları mücadelenin selameti için semaya yönelir hep beraber.

Zorlu yolculuklarında Ömer ve ailesinin karşısına bir nimet olarak kıymetini bilecekleri güzel insanlar çıkar. Halil Amca, Hasip Amca, Fatma Nine gibi karakterler ülkenin içinde bulunduğu hali yakinen gören, bunun üzüntüsünü duyan lakin ellerinden dua etmekten başka bir şey gelmeyen temiz insanlardır. Mücadele insanları ile yolları kesişen bu kıymetli insanlar, elde ne varsa ortaya koyarak, canları pahasına sahip çıkarlar. Cunta askerlerinin fütursuz ve katılaşmış kalpleri korkutamaz onları, muhbirlik yaparak gününü gün eden haysiyet yoksunlarına inat direnişe bir nefes olmaya çalışırlar. Yüreklerinin en müstesna yerinde sakladıkları şehitlik bilincini, evlerini bir karargâha dönüştürerek yaşatırlar. Mesken tutmuş oldukları karargahları zulmün karanlığında birer daru’l-erkam hüviyetine bürünür.

Roman boyunca gerçek bir mücadelenin izleri okunur. Sona gelindiğinde ise İslami hareketi temsil eden Ömer Erkam ile diktatörlüğü ve Batıcılığı temsil eden Komutan Yanis arasındaki konuşma tarihe geçecek niteliktedir. İki farklı hayat tarzının, İslami olanla dünyevi olanın bu polemiği hikâyenin üzerine okuyucuya yeni ufuklar açar. Söylenen sözler Cezayir’i de aşar, evrensel bir hüviyet kazanır.

Cezayir direnişi kanlı bir şekilde bastırıldı, hareketin liderleri hapsedildi ve idam edildi. Ama ‘geriye kimin hikâyesi kaldı’ diye dönüp bakıldığında tek bir hikâye görünüyor ortada. Resmi tarihin anlatmadığı bir hikâye bu: Cezayir’in direniş öyküsü dilden dile anlatılıyor, üzerine kitaplar yazılıyor, şiirler okunuyor.

Bu kıymetli eserin günümüz mücadele erleri için bir manifesto niteliğinde olduğunu söylemek mümkündür. Sade, anlaşılır dili ve sürükleyici seyri ile okuyucuya okuma zevki kazandırmaktadır.

Mazlum ve mahzun gönül coğrafyalarına selam olsun…

Bir yorum

Bir cevap yazın