Türkiye ve Nükleer Enerji
Türkiye ve Nükleer Enerji

Türkiye ve Nükleer Enerji

İSLAM ÇEVİK

Türkiye, 1955 yılında I. Cenevre Konferansı’nda ABD ile “Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılmasına Dair İş birliği Anlaşması’’nı imzalayan ilk ülkedir ve sonrasında Türkiye, gerekli bilimsel ve teknik alt yapı ile insan gücünü yetiştirmek üzere girişimlere başlamıştır. Bu bakımdan ülkemizin bu alanda girişimde bulunan ilk ülkelerden biridir.

1957 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (IAEA) üye olunmuştur. Türkiye bu anlaşma ve yasalarla, nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanacağını açıkça belirtmiştir. İlerleyen yıllarda ülkemizin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmıştır. 1960 tarihinde alınan karar ile “atom reaktörü” projesinin ismi, “Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ÇNAEM)” olarak belirlenmiştir. 1962 tarihinde TR-1 araştırma reaktörünün (havuz tipli) resmi açılışı yapılarak (ÇNAEM) merkezinin kuruluşu tamamlanmıştır.

1970’li yıllara gelindiğinde ise yapılan değerlendirmelere göre, ilk santralın 1983-1984 yıllarında işletmeye girmesi ve bu santralin en az 600 MW gücünde olmasına karar verilmiştir. Bu ilk santralın elektriksel yük dağılımı açısından Kuzeybatı Anadolu’da kurulması düşünülmüş, Marmara ve Batı Karadeniz’de kurulabilecek yer aranmıştır, ancak santral yeri seçimine ilişkin bilimsel ve teknik kriterler ve güvenlik faktörleri nedeniyle, Güney Anadolu’da İçel (Mersin) ili Gülnar ilçesine bağlı Akkuyu yöresi uygun bulunmuştur. 

1976 yılında Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu tarafından Akkuyu Sahası için “yer lisansı” verilmiştir. Üç İsviçre ve bir Fransız firmasından oluşan bir müşavir-mühendislik konsorsiyumu ile iş birliği halinde proje ve ihale şartnameleri hazırlanmıştır.

1980’li yıllarda Türkiye, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile Güvence (Safeguards) Anlaşması, yani Türkiye’deki nükleer santrallerin barışçıl anlaşmalara yönelik işletilip işletilmediğini tespit etmek üzere Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı uzmanlarının kontrolünü kabul eden anlaşma imzalamıştır. Sonraki yıllarda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) kurulmuştur ve lisanslama otoritesi olarak görevlendirilmiştir. 1983 tarihinde yayınlanan bir kanun hükmünde kararname ile “Nükleer Elektrik Santralleri Kurumu, NELSAK’ın kurulması karara bağlanmıştır. Bununla beraber, yeni seçilen hükümet söz konusu kararnameyi yürürlüğe koymamış ve NELSAK’ın kuruluşu gerçekleşmemiştir. Daha sonra Türkiye OECD Nükleer Enerji Ajansı (NEA)’na üye olmuştur. Birkaç yıl sonra Çernobil nükleer santral kazasının (26 Nisan 1986) yarattığı olumsuz ortam dolayısıyla Türkiye’de nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alınmıştır.

1993’te Akkuyu Nükleer Santralı Projesi Resmî Gazete’de yayımlanarak tekrar yatırım programına alınmıştır. İki yıl sonra ihale öncesi çalışmaları gerçekleştirmek için Güney Kore’nin KAERI ve Türkiye’nin GAMB firmaları ile bir sözleşme imzalanmıştır.

1997 yılında ihale tekliflerin değerlendirilmesi ve sözleşme görüşmeleri müşavirlik hizmetleri için davet usulü ile uluslararası ihaleye çıkılmıştır ve Akkuyu Nükleer Santralı için, üç konsorsiyumdan teklif alınmıştır.

2000 yılında bu ihale de çeşitli sebeplerden dolayı kararın açıklanması sekiz kez ertelendikten sonra, Bakanlar Kurulu Kararı ile iptal edilmiş ve ikinci defa kurulmuş olan Nükleer Santrallar Dairesi Başkanlığı tekrar kapatılmıştır.

2004’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), inşasına 2007 yılında başlanacak ve ilk ünite 2012 yılında devreye girecek şekilde toplam 5000 MWe’lik üç nükleer reaktör yapılacağını açıklamıştır ve sonraki yıl TAEK tarafından saha belirleme çalışmalarının yapılmakta olduğu açıklanmıştır. 

2006 yılında Türkiye’nin ilk nükleer santrali sahası olarak Sinop’un seçildiği açıklanmıştır ve sonraki yıl TAEK tarafından Ulusal Nükleer Teknoloji Geliştirme Programı (2007-2015) başlatılmış ve aynı yıl içinde Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısı” mecliste kabul edilerek yasalaşmıştır. 20 Kasım 2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 

2010 yılında Rusya ve Türkiye “Türkiye’de Nükleer Santral Tesisi Konusunda İş birliği Ortak Beyannamesi” başlığı altında bir anlaşmaya imza atmış, aynı yıl 12 Mayıs’ta Türkiye ile Rusya hükümetleri arasında “Akkuyu Sahasında Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İş birliği Anlaşması” imzalanmıştır. Yaklaşık iki ay sonra, bu anlaşma TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilip 20 Temmuz 2010 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmıştır. 

3 Mayıs 2013 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti ile Japonya Hükumeti arasında Sinop’ta Nükleer Güç Santrali (NGS) tesisine ve işletimine dair anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya istinaden 1120 MW gücünde 4 reaktör (toplam 4480 MW) kurulacaktı ancak Haziran 2019’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sinop’ta yapılması planlanan ikinci nükleer santral projesine ilişkin olarak, takvim ve maliyet konusunda istenilen noktada olunmadığı gerekçesiyle projenin durdurulduğunu açıkladı. 

Aralık 2014 tarihinde Akkuyu NGS için Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu, olumlu karar almıştır. Şubat 2017 tarihinde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından, Akkuyu NGS için Saha Parametreleri Raporuna onay verildi. Haziran 2017 Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Akkuyu’ya Elektrik Üretim Lisansı verdi. Türkiye’den bu program dahilinde Rusya’da nükleer mühendislik alanında eğitim almaya gönderilen ilk öğrenci grubu Mart 2018 tarihinde mezun oldu. Nisan 2018 tarihinde TAEK tarafından Akkuyu NGS’nin 1. Ünitesi İnşası için ‘İnşaat Lisansı’ verildi ve 3 Nisan 2018 tarihinde, 2023’te bitmesi planlanan Akkuyu NGS 1.Ünitesine ilk beton döküldü.

Sonuç olarak, 1955-2017 yılları arasında geçen her hükumet, nükleer santral kurmayı bir memleket meselesi olarak görmüş ancak bu amaca ulaşamamıştır. Geçmişte dört farklı nükleer santral projesi darbeler, uluslararası baskılar ve proje finansmanında yaşanan sıkıntılardan kaynaklı olarak sonuçlandırılamamıştır. Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten günümüze kadar hükumetlerin ortalama ömrünün 1,5 yıl olması dikkate alındığında, nükleer santral gibi onlarca yıl süren büyük projeler uzun dönemli siyasi ve ekonomik istikrarlara ihtiyaç duyduğundan dolayı ne yazık ki gerçekleşememiştir. Türkiye’nin bu alanda yavaş ve istikrarsız ilerlemesinin en büyük sebebi bu kabul edilebilir. Nükleer santraller ve benzeri mega projelerin kaderi, inşa edileceği coğrafyanın siyasi, ekonomik ve sosyolojik istikrarı ile aynı doğrultuda ilerler.

Bir cevap yazın