OKUMAK
OKUMAK

OKUMAK

Eda BUĞDAYCI

(اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖي خَلَق) Yaratan Rabbinin Adıyla Oku! [1]

 Ayet, Hz. Peygamber’e inen ilk vahiy olup ona ve onun şahsında bütün Müslümanlara okumayı emretmiş, onları kalemle yazmaya ve ilimde gelişip yetkinleşmeye teşvik etmiştir. İlk vahyin “oku” emriyle başlaması ve bu emrin iki defa tekrar edilmesi, okumanın ve bilmenin dinde ve insan hayatında ne kadar önemli olduğunu gösterdiği şeklinde yorumlanır. Kur’an’ın, canlılar arasında insanın farklı ve üstün yerini onun öğrenme özelliği ile tanımlaması son derece anlamlıdır.[2] Ayette Hz. Peygamber’e emredilen okumanın konusu belirtilmemiştir; çünkü başta kendisine indirilen vahiy ve kozmik evrendeki ayetler olmak üzere, okunması yani üzerinde inceleme yapıp zihin yorarak hakkında bilgi edinilmesi, ders ve ibret alınması, iyi ve faydalı sonuçlar üretilmesi gereken her şeyi tanıması, hakikatini anlayıp kavraması istenmektedir. Kuşku yok ki en başta yaratanı tanımak, dinin de ilmin de temel gayesidir. Bu sebeple “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak Hz. Peygamber’inokuma faaliyetine veya herhangi bir işe, başka varlıkların adıyla değil, yaratan rabbinin adıyla başlaması ve O’ndan yardım istemesi emredilmiştir. Ayete “Yaratan rabbinin adına oku!” şeklinde de mâna verilebilir. Sonuçta okumanın (veya herhangi bir faaliyetin) Allah’ın adıyla, Allah için ve Allah adına yapılması emredilmiştir. Ayette “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak özellikle yaratma sıfatına vurgu yapılmıştır. Çünkü hem insandaki okuma yeteneği ve imkânını hem de onun okuduğu, incelediği, anlamaya ve kavramaya çalıştığı objeleri, nesneleri yaratan Allah’tır. İnsan, bilgi edinme sürecinde Allah’ın verdiği imkân ve yetenekleri kullanmakta, O’nun yarattığı şartlarda ve onun yarattığı varlıklar üzerinde inceleme ve araştırmalar yapmaktadır. Durum böyle iken, yani O’nun yarattığı yeteneklerle O’nun yarattığı varlık âlemini incelerken, bütün bu lütufları görmezlikten gelerek Allah’a şükretmemek, O’nu tanımamak, üstelik bunu bilim adına yapmak büyük bir nankörlüktür.[3]

Dinimizde ayetle sabit olan okuma emri tefsirinden de anlaşılacağı üzere sadece düz okuma değil; Allah için okuma, okuduğunu bilme, okuduğundan istifade edip sonuçlar üretme şeklinde çok zengin anlamdadır.

İnsanın hayatı düşünüldüğünde her alanda okuma yapmayı gerektiren durumların mevcut olduğunu görürüz. İnsan hayatı her gün farklı şeyler keşfetmeye, yeni durumlarla karşı karşıya kalmaya müsait bir olgudur. Biyolog Jean Rostand insan hayatının bilinmezliklerini şu şekilde özetlemiş: “Şayet yalnızca üretebildiğimiz bir şeyi gerçek manada tanıdığımızı iddia edebiliyorsak, şu an itibariyle bizler hayatın ne olduğunu bilmemekteyiz. Hatta hayat formunun ne olduğu hakkında tamamıyla doğru bir tanım getirebilecek durumda da değiliz.”

Hayatımızdaki her yeni gelişmede yeni bir şeyler öğrenme hali içindeyiz ve öğrenmelerin en hakikatlilerinden biri de araştırıp okumak, eski yaşantıları öğrenip ders çıkarmaktır. Özellikle yaşımız ilerledikçe, aldığımız sorumluluklar (çocuk olma, öğrenci olma, meslek sahibi olma, eşlik, ebeveynlik sorumlulukları vb.) arttıkça bizden sonraki nesillere rol-model olma durumu da meydana gelmektedir. En yakın örnek olarak, genellikle ailemizde bizden önce doğan kardeşlerimiz bize örnek gösterilirken; biz de bizden sonra doğan kardeşlerimize rol-model olmakta yaşantılarımızla yaşamın getirdiklerini fark etmeden öğrenmekte ve öğretmekteyiz. Bu bağlamda her birey potansiyel öğretmendir. Bahsi geçen öğretmenlik okullardaki meslekten ziyade öğretme halinde olan anlamındadır.

Aliya İzzetbegoviç’in “Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım” sözünü hatırlayabiliriz. Öğretme halinde devam etmek için sürekli öğrenme halimiz devam etmeli. Amacımız en nihayetinde Rıza-i İlahiye bağlanmalı. Dinimiz fıkhen tüm yaşantımızı içerdiğine göre yaşantımızla ilgili helal dairede kararlar almak için yaptığımız araştırmalar da Müslüman bireyler için karlı okumalardır. Zaten okumalardaki amacımız Resulullah’ın (s.a.v) ümmetine yaraşır ahlaklı bireyler olmak ve yetiştirmek oldukça sonucun Allah’ın rızasına bağlanması kaçınılmaz olacaktır.

Duam her Müslüman ailenin evinde okuma saatlerinin bulunmasından yana. Bunun için şimdiye kadar pek çok çalışma yapılmış ama uzun soluklu devam etmemiş. Tabii ki bizler yeni çalışmalara öncü olabiliriz. Bunu çevremizden en önce de kendimizden başlayarak gerçekleştirebiliriz. ‘Oku!’ emrini nesillere tebliğ etmek konusunda sorumluluğumuzu fark edip bu emre uygun yaşamaya gayret göstererek; gökyüzünün öğrencisi yeryüzünün öğretmeni olabilir, yarının öğretmenlerine hakkıyla rol model olmaya çalışabiliriz.


[1] Alak Suresi/1. Ayet

[2] Ayrıca bk. Bakara 2/31

[3] DİB Tefsiri Alak Suresi 1-5. ayetler

Bir cevap yazın