COVİD 19 PANDEMİSİ İLE GERÇEKÇİ OLMAYAN İYİMSERLİK ARASINDAKİ İLİŞKİ
COVİD 19 PANDEMİSİ İLE GERÇEKÇİ OLMAYAN İYİMSERLİK ARASINDAKİ İLİŞKİ

COVİD 19 PANDEMİSİ İLE GERÇEKÇİ OLMAYAN İYİMSERLİK ARASINDAKİ İLİŞKİ

Muhammed Ali GÖZEL

Covid-19, Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkarak hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılan bir salgın hastalıktır. Dünya çapında 5 milyonun üzerinde ölüme yol açan bu salgın hastalık ile ülkemiz de 3 Mart 2020 tarihinden beri mücadele etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edildikten sonra, hepimizin hayatında birtakım değişiklikler meydana gelmeye başladı. Okul ve iş hayatımız uzaktan devam ederken, sosyal hayatımız ‘mesafeli’ bir şekilde sürüyordu. Bu değişiklikler hepimizin ruhsal ve fiziksel sağlığını da etkiledi. Kimi insanlar hastalık bulaşacak korkusu ile dışarıya adım bile atamaz hale gelirken, kimi insanlar ise ‘bana bir şey olmaz’ diyerek gerçekçi olmayan bir iyimserlik ile hiçbir önlem almadan hayatına devam etmeyi tercih etti. Gerçekçi olmayan iyimserlik, kısaca başkalarına göre olumsuz olayları daha az, olumlu olayları daha çok yaşayacağımıza inanma eğilimi olarak tanımlanabilir. Bu kavramdan yola çıkarak Covid-19 pandemisi ile gerçekçi olmayan iyimserlik arasında nasıl bir ilişki olduğunu ele almaya çalışacağım. Koronavirüsün yayılmaya başladığı ilk zamanlarda insanların sürece daha iyimser yaklaştıkları görüldü. Salgının ne kadar süreceği, ne kadar kişiye bulaşacağı, ne kadar kişiyi öldüreceği öngörülemediğinden bireylerin algı ve tutumları ‘kısa sürede geçecek nasıl olsa’ ya da ‘bize bir şey olmaz nasıl olsa’ şeklindeydi. Fransa, İtalya, İngiltere ve İsviçre’de yaşayan 4348 kişilik geniş bir örneklemle yapılmış ancak henüz yayınlanmamış bir çalışmada, Avrupa’da yaşayan insanların COVID-19’un başlangıç aşamasında bulaşma ihtimali konusunda “gerçekçi olmayan” bir iyimserlik içinde oldukları ifade edilmektedir. 1Zaman içinde COVID-19’un bulaşma ve ölüm oranları gibi bilgiler arttıkça, bireylerin risk algılamalarındaki ve sağlık davranışlarındaki değişimin izlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. ( Yıldız B., Yusuf B., 2020)

Salgının başlarında yapılan çalışma daha sonraki aylarda Türk örneklemle tekrarlandığında, salgın hakkında bilgi sahibi olunduğundan çalışma sonuçlarının daha gerçekçi bir ‘iyimserlik’ gösterdiği bulunmuştur. Covid-19 hakkındaki bilgiler arttıkça kişiler ‘evdeyim, güvendeyim’ düşüncesiyle daha gerçekçi bir iyimserliğe sahip olmuşlardır. ( Yıldız B., Yusuf B., 2020) Salgının başlarında ‘evde kal’ çağrısından dolayı iş ve okul yaşamında değişiklik yaşayan bireyler bu durumu olumlu karşıladı. Alışkın oldukları temponun düşmesi –en basit şekliyle İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan insanların işe gitmek için trafikte harcadıkları zaman ortadan kalktı- kendilerine ve ailelerine daha çok zaman ayırma fırsatı olarak görüldü. Bu nedenle salgını ‘iyi’ bir şeymiş gibi düşünmeye daha yatkınlardı. Yeni hobiler edinmeye, var olan hobilerini geliştirmeye, evde dinlenmeye, ailesiyle vakit geçirmeye ihtiyaçları olduğunu fark edip, salgının hayatın temposuna bir ‘mola’ olduğunu düşündüler. Ancak pandemi süresi uzadıkça insanların evde kalma süreleri kısalmaya başladı. Aile içinde geçimsizlikler arttı, aynı evde yaşayan bireylerin birbirlerine tahammülleri azaldı. Durum böyle ilerledikçe de bireylerin ruhsal durumlarında da çöküntüler yaşanmaya başladı. Pandemiye karşı ciddiyet arttı, gerçekçi olmayan iyimserlik halinden uzaklaşıldı. Covid-19 aşı olma oranları arttı, maske ve mesafe kurallarına uyan kişi sayısı arttı, zorunda olmadıkça herkes evinde, güvende kalmaya gayret gösterdi. Kısacası pandemi bir an önce sona ersin diye, herkes daha çok önlem almaya başladı. Önlemlere uymaktan ve kendimizi izole etmekten vazgeçmedikçe gerçekçi olmayan iyimserlikte olmanın olumsuz sonuçları göz ardı edilebilir. Ancak gerçekçi olmayan iyimserlik, önlem almadıktan sonra kişiyi virüse daha kolay yakalanabilir hale getirir. Bu da sadece kendisini değil, çevresindeki kişileri hatta tanımadığı kişileri bile tehlikeye sokmak anlamına gelir. Yıldız ve Yusuf’un çalışmasına göre de, insanlar virüsün kendisine bulaşmasından çok, virüsü başkalarına bulaştırmalarından endişe duyduğunu ortaya koymaktadır. Bu ödevi hazırlarken, Covid-19 pandemisinin ne kadar uzun süredir hayatımızda olduğunu ve sürece ne kadar alıştığımızı fark ettim. Virüs haberlerini ilk gördüğümüzde neredeyse hiç kimse önemsemezken, artan vaka sayıları ve ölüm oranlarıyla birlikte hayatımızı şekillendirmemizi sağlayan önemli bir etkiye sahip oldu. Bu süreçte hala kendisine veya yakınlarına virüs bulaşmamış, kimseyi virüsten dolayı kaybetmemiş şanslı denebilecek insanlar varken; en sevdiği insanları kaybeden de binlerce insan var. Önlem almanın değerinin en çok onlar farkındadır diye düşünmekteyim. Salgın hastalıklar, belli bir kitleyi değil de tüm canlıları hedef aldığı için, gerçekçi olmayan bir iyimserlik içinde olmak bize faydadan çok zarar sağlayacaktır. Hiç kimse ‘bana bir şey olmaz’ dememeli ve önlemlere uymaya pandemi tamamen ortadan kalkana kadar devam etmelidir. Herkes için fiziksel ve ruhsal dayanıklılık gerektiren bu süreçte, gerçekçi olmalıyız.

KAYNAKÇA

https://covid19.saglik.gov.tr/ http://www.sosyalbilimlervakfi.org/tr/sozluk/gercekci-olmayan-iyimserlik/ https://tr.wikipedia.org/wiki/COVID-19

  1. Yıldız B., Yusuf B., ‘Koronavirüs salgını ve sosyal izolasyonun psikolojik semptomlar üzerindeki etkilerinin psikolojik sağlamlık ve stresle baş etme tarzları açısından incelenmesi’, Klinik Psikiyatri 2020;23(Ek 1):38-51

Bir cevap yazın