Dua’nın Ruh ve Gönül Dünyasına Etkisi
Dua’nın Ruh ve Gönül Dünyasına Etkisi

Dua’nın Ruh ve Gönül Dünyasına Etkisi

Mansur Ünal Günay

Dua kelimesi, “çağırmak, seslenmek, istemek; yardım talep etmek” mânasındaki da‘vet ve da‘vâ kelimeleri gibi masdar olup, talep ve niyaz” anlamında kullanılır. Dini bir terim olarak ise insanın bütün benliğiyle Allah’a yönelerek maddi ve manevi isteklerini O’na arz etmesidir. Temeli, insanın Allah’a hâlini arz etmesi ve O’na niyazda bulunmasıdır. Birçok literatürde benzer anlamlara gelse de biz yine değinmeye çalışalım.

İslâm öncesinde dua İlkel topluluklarda görülen müşterek dua aile reisi, kabile başkanı veya rahibin yakarışlarına cemaatin katılması (âmin demesi) şeklinde olurken; islâm literatüründe genel anlamda dua terimi, Allah’a yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arzederek O’nun lutfunu dileme, çağırma, seslenme, davet etme, ibadet etme, yardıma çağırma, bir durumu arzetme, Allah’ın birliğini tanıma, isnat ve iddia etme şeklindedir. Yahudilik’te dua Allah’a yaklaşma vesilesi kabul edilir. İbrânîce tephillah dua anlamına gelir. Hıristiyanlık’ta da dua dinî hayat açısından büyük bir önem taşır. Dua Tanrı’ya ulaşma, O’nu tanıma ve vicdanın sesi olarak nitelendirilir. Bu dinlerin bildiğimiz ortak yönlerine baktığımızda şunları görürüz ki duanın mâbedlerdeki cemaatin düzenlenmesinde önemli rol oynadığı büyük dinlerin ortaklaşa kabul ettikleri bir husustur.

İnsanın gönül ve ruh dünyasına bizzat etki ve tesir eden dua, insanların ilki Hz. Adem (a.s)’den bu güne kadar hiçbir zaman insanlıktan uzak kalmamış bilakis kul ile Allah arasındaki iletişimin diyaloğu olmuştur. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim de, Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: 1)Bana dua edin ki duanızı kabul edeyim. Başka bir ayette ise: 2)Rabbinize yalvara yakara ve sessizce dua edin. Çünkü o haddi aşanları sevmez. Bu ayetlerden anlaşılmalıdır ki Allah(c.c) İnsandan maddî veya mânevî bir şeye ihtiyaç duyduğunda o şeyi istemek için veya korku, üzüntü, güçsüzlük ve çaresizlik anında yardım dilemek için kendisine dua etmeyi, dua ederken sessizce yalvarıp yakarmayı istemektedir. Bununla birlikte dua sadece istemekle değil verenin sınırsız ve sonsuz kudreti karşısında kendi acizliğini, zayıflığını ve güçsüzlüğünü itiraf etmesidir, dile getirmesidir. Dua kulun Allah’a bağlılığını en güzel şekilde dile getirdiği için Peygamber Efendimiz tarafından 3)ibadetin özü sayılmıştır. 4)Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin âyeti, Cenâb-ı Hakk’ın duaya verdiği önemi pek açık bir şekilde ortaya koymaktadır. İşte bunun için Allah Teâlâ kendisine dua etmemizi yani kendisine olan bağlılığımızı sunmamızı, O’nun saltanatını karşısında kendi yoksulluğumuzu ve hiçliğimizi itiraf etmemizi istemektedir. Duanın genel anlamda önemini ortaya koymaya çalıştık. Gelgelelim duanın ruh ve gönül dünyamıza etkisne, Yaşamın her kademesinde insan her türlü sıkıntılarla karşılaşır, çeşitli sorunlarla baş başa bırakılır. İşte bu anda kul Allah ile iletişime geçtiğinde karşılaştığı bütün maddi ve manevi sorunlarla başa çıkma, güç, kuvvet kazanır ve yeni becerilerini keşfeder. Bu noktada dua; stres ve kaygıdan kurtulmak için sıkça başvurulan etkili yollardan birisidir. Hastalıklar, trafik kazaları, tabii felaketler, başarısızlıklar vs. karşısında yalnızlık ve çaresizlik içinde kıvranan insan için dua bir imdat, yardım çağrısı olmaktadır. Çünkü insan kendisini güçsüz, iradesini zayıf hissettiği anlarda kendisine bir teselli ve himaye aramaktadır. İşte böylesi durumlarda dua mümin için bir umut kaynağı olmakta ve onun umutsuzluğa düşmesini engellemektedir. Ruh dünyası sarsılmış ve alt üst olmuş insan, kendisi gibi aciz bir varlıktan yardım dilemeyi, sıkıntılarından kurtulmanın yollarını aramayı duada bulmuştur.

Bunun yanı sıra kul günahlarından dolayı pişmanlık duygusuna kapılıp vicdan azabı çektiği an tövbe kapısı onun için bir umut ışığı olmaktadır. Affolunacağı ümidiyle Rabbine içten samimiyetle dua ettiğinde kulun gönlünde sükûnet ve huzur meydana gelir ve hayata karşı daha olumlu, umut dolu bakış acısı kazanır. Dua müminlere iç sükûneti ve refahı, güçlüklere, ıstıraplara ve hastalıklara karşı sabır ve tahammül gücü vermek suretiyle umutsuzluk ve maneviyat çöküntüsünden kurtarmakta; hayat mücadelesinde, cesaret, azim ve enerjilerini arttırmakta, çaresizlik ve felaketler karşısında teselli kaynağı olmaktadır.

Hayatın her döneminde birçok nedenler neticesinde insan depresyona girer, farklı bunalımlar yaşar. Ve birçok durumda sıkıntılarımızı anlatabileceğimiz bir kimseler etrafımızda bulunmadığında veyahut en yakınımız sandığımız kişilere karşı güven duygularımız sarsıldığında bunalımlar yaşar, gerginlik hisseder ve gözümüzün önünde her şey kararır. İşte geldiğimiz bu son noktada Allah ile iletişim kurarak içimizdeki bütün duygu ve sıkıntılarımızı hiç tereddüt etmeden veyahut yanlış anlaşılama gibi korku duymadan dile getirir, içimizdeki bütün dertlerimizi döktüğümüzde ferahlığa kavuşuruz. Çünkü biliriz ki bunları anlattıktan sonra kimse tarafından ne yargılanır ne de azarlanırız. Dinleyen Yaratandı. Sadece ve sadece duyulduğumuzu hissetmemiz gönlümüzün ferahlanmasına, gerginliklerin gitmesine ve rahatlık duymamıza yetmektedir.

Özetle şunu söylemek gerekir ise; insan dua sayesinde iç huzuru yakalar. Hem maddeten hem de manen tamamlayıcı ve rahatlatıcı bir özelliğe sahiptir. Zaten Yaratıcının ayetlerde belirttiği önemine binaen duanın insan psikolojisi üzerindeki etkileri tartışılmazdır. Ve de bunun olumlu etkileri bizzat Peygamber Efendimizin yaşayışının yansımalarında tanık olunmaktadır. İnanan her mümin ümit ve korku dengesi ekseninde yaşadığından dolayı hayatlarını daima dua halinde yaşarlar.

Bir cevap yazın