18 MART 1915-1916: ÇANAKKALE SAVAŞINI ANLAMAK
18 MART 1915-1916: ÇANAKKALE SAVAŞINI ANLAMAK

18 MART 1915-1916: ÇANAKKALE SAVAŞINI ANLAMAK

Faruk YILMAZ

Türkler tarih boyunca tarihe adını altın harfler ile yazdıran önemli fetihlerde bulunmuşlardır. 1048 Hasan Kale Savaşı ile Anadolu’nun kapısı Türklere açılırken; 1071 Malazgirt Destanı ile Türkler, Anadolu’nun hâkimi olacaklarını ispatlamışlardır. 1453 İstanbul Fethi gibi nice önemli fetihler gerçekleştiren Türkler, Anadolu’yu imar ve koruma faaliyetlerinden asla vazgeçmemişlerdir. 18 Mart 1915-1916 Çanakkale Zaferi, Anadolu’ya kenetlenen Türklerin en önemli zaferlerinden biridir.

            Çanakkale Savaşları evrensel niteliği olan savaşlardandır. Nedenlerinin ağırlığı kadar sonuçlarının doğurduğu tarih son derece önemli bir yere sahiptir. Türkler, İngilizler, Yeni Zelandalılar, Fransızlar, Almanlar, Ruslar, Avusturyalılar ve daha başkaları bu savaşın nedenlerine katkı sağladığı kadar sonuçlarına da katlanmışlardır. Her kesimin tarihi olumlu ve olumsuz yönden etkilenmiştir. Çanakkale Savaşları I. Dünya Savaşı’nın gidişatı içerisinde her kesime ağır maddî, insanî ve duygusal yükler ve kayıplar yaşatmıştır. (Mehmet Yetişkin, “Çanakkale Savaşları: Nedenleri Sorumlusu ve Önemine Dair Yaklaşımlar”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 2015, Sayı: 18, s. 2.)

            Çanakkale Savaşları tarihçiler tarafından, deniz ve kara olmak üzere iki şekilde incelenmiştir. Deniz savaşlarına baktığımız zaman şu hadiseler karşımıza çıkmaktadır: İngiliz ve Fransız ve müttefiklerinden oluşan düşman donanmasını bütün şiddetiyle Seddülbahir, Ertuğrul, Kumkale ve Orhaniye tabyalarını döverek göz açtırmıyor, tabyalardan, gerek gemilerden ve gerekse uçaklardan atılan toplarla yerle bir ediyorlardı. Düşman kuvvetleri 18 Mart 1915 günü 400 gemi ile hücuma geçtiler. Düşman donanması, Çanakkale Boğazına girmeyi başardı. Türk Nusret gemisi Karanlık limanının yukarı kısmına 20 mayınlık bir dizi yerleştirdi. Düşman kuvvetleri umulmadık bir savunmayla karşılaştı ve 6 saat 45 dakika devam eden savaşta yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı. Denizden başarılı olamayacağını anlayan düşman kuvvetleri karadan çıkartma yaparak İstanbul’a ulaşmak istiyorlardı. İstanbul’ da onları dört gözle bekleyen azınlıklar her türlü hazırlıklarını yapmışlardı. Ama uzun süren Türk direnişi neticesinde İtilaf Devletleri karada da başarılı olamamış ve geri çekilmişlerdir. (Ramazan Hurç, Çanakkale Savaşlarının Manevi Yönü, Fırat Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Elazığ 1999, sayı. 4, s. 68-70.)

            Çanakkale Zaferi’ni anlamak için, savaş ile ilgili tüm sonuçları genel olarak anlamak gerekmektedir. Eğer savaşın seyri değişip, İtilaf Devletleri galip gelseydi, İstanbul’u almış olan İngilizler Doğu’da şan ve şöhrete ulaşılacaktı. Almanların bölgedeki ekonomik faaliyetleri kesilecek, onun yerine İngilizlerin ekonomik denetimi gelecekti. Osmanlı savaş dışına itilecek, Mısır üzerindeki baskısı kaldırılacak ve yılgınlık emareleri gösteren Rusların savaşa daha bir iştahla devamı sağlanacaktı. (J. H. Patterson, With the Zionists in Gallipoli, London, Hutchinson & Co., 1916, s. 18-21; Mehmet Yetişkin, agm., s. 4.)

            Çanakkale Savaşı, güçlü bir donanma tarafından devamlı olarak desteklenen bir kara ordusuna karşı savaşılan tek savaştır. (Enver Z. Karal, Büyük Osmanlı Tarihi, TTK. yay., c. 5, s. 474.) Osmanlı son döneminde Çanakkale Zaferi gibi başarılı olduğumuz zaferleri ve I. Dünya Savaşı’ndan aldığımız zararları, gerçek manada anladığımız zaman, fikrî ve siyasî gelişmelerde ve ilerlemelerde bulunabiliriz. Tarihin bu dönemlerini gizlemek yerine anlamaya çalıştığımız zaman bu vatan uğruna dökülen kanların hakkını ancak ödeyebiliriz. Vatan şâiri Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri, gerçeği bizlere acıka ifade etmektedir:

” …. Korkma Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz. Düşer mi tek taşı, sandın, harim-i namusun? Meğerki harbe giren son nefer şehid olsun Şu karşınızdaki mahşer kudursa, çıldırsa; Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa; Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar, Taşıp da kaplasa afâkı bir kızıl sarsar: Değil mi cephemizin sinesinde iman bir; Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir; Değil mi sinede birdir vuran yürek… Yılmaz!  Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!” (M. Akif Ersoy, Safahat, (nşr. M. Ertuğrul Düzdağ), TDV. yay., s. 305-306.)

Bir cevap yazın