Ben Dünyanın En Büyük Saadetiyim!
Ben Dünyanın En Büyük Saadetiyim!

Ben Dünyanın En Büyük Saadetiyim!

Zeynep KARA

Ne kadar iddialı bir söz öyle değil mi? Düşünün ki koca bir dünya… Yedi milyar küsur nüfuslu, nice farklı ten rengiyle dünyaya gözlerini açmış, nice farklı ırklara sahip, nice farklı dinlere mensup, nice farklı dili konuşan, nice farklı zevklere, yeteneklere, isteklere sahip aynı dünyayı paylaştığımız tam yedi milyar insan. Düşünün ki böylesine yaşlı, geniş, koca dünyada en büyük diye tabir ettiğimiz saadet… İşte ben buna sahibim. Evet, yanlış duymadınız ben buna sahibim, kiminiz yazıyı okurken deli olduğumu düşünebilirsiniz ya da bencil. Şimdi söylediğime epey şaşıracaksınız ama siz de dünyanın en büyük saadetine sahipsiniz.

   Mutluluğun yolu herkes için farklı yoldan geçer elbet, kimi dolabı açtığında sevdiği yiyeceği gördüğünde, kimi doğadaki bir yaprak hışırtısında, kimi bir çikolatada, kimi lüks restoranda yemek yerken, kimi deniz kenarında, kimi güzel bir işte, kimi ufacık bir iyilik yaparken mutlu oluverir… Oluverir de, bu nasıl bir saadet ki koskoca Dünya’nın da ‘en büyüğü’ olmaya hak kazanmış, dünyaca ünlü yazarların nice güzel cümleler sarf etmelerine sebep olmuş, herkesin ‘’nimet’’ diyebildiği, nimet diye bildiği o güzel eşsiz yıllara biz saadet demişiz. Evet her birimiz nimetteniz, her birimiz saadetiz… Çünkü her birimiz zinhar bir çocukluk geçirdik. Evet, tam da bundan bahsediyorum “çocukluk.” İşte bu yüzden ben, biz dünyanın en büyük saadetine sahibiz. Adına nice kitaplar yazılmış, nice türküler söylenmiş, bununla beraber nice ağıtlar yakılmış, nice şiirler okunmuş, nice dağlar aşılmış, nice çileler çekilmiş, nice mutluluklara kapı aralamış çocukluk dönemi… Maalesef ki herkes aynı şartlar altında doğup, büyü(ye)mediğinden kimimizin çocukluğu travmatik sonuçlar doğururken, kimimizin çocukluğu gelecekte birçok güzel işlere imza atmamıza vesile olabiliyor. Gönül isterdi ki, her birimiz çocukluğumuza gidelim, oradaki yanlış ekilen bitkileri sökelim, yerine daha güzellerini ekelim, Toprağı verimleştirelim, vitaminlerini verelim… Gönül isterdi ki daha çok sevelim, sevilelim, anın tadını çıkaralım. Şuandan bir dakika bile dahi geri gidemezken sürekli çocukluğumuzu düşünerek pişmanlıklarımızı hatırlamak yersiz olur elbet, tabi güzel olan anları tazelemek de bize güç kuvvet olarak geri dönebilir.

       Bir zamanlar enerji konusuna epey kafayı takmıştım. Sürekli enerji üzerine okumalar yapıyor evrenin enerjisini anlamaya ve bunun insanlarla olan bağlantısının ne derece olduğunu çözmeye çalışıyordum. Bir hanımefendinin videosuna denk gelmiştim. Epey uzundu. Öyle iştahlı olmalıyım ki tek bir solukta izleyivermiştim. Eşyanın bile bir enerjisi olduğundan bahsediyor, eskilerin su içtiği bardağı neden öpüp bıraktıklarını anlatıyor; bize hizmet eden her şeye teşekkür ediyordu. Nasıl etkilenmiştim ki beynimde şimşekler çakıvermişti. Bize hizmet eden her şeye teşekkür etmek, su içtiği bardağı öpmek, eşyaların enerjisini hissetmek… Etrafı incelerken bulunduğum yeri hissetmeye anda kalmaya çalışırken şu hatırıma gelmişti: Düşünün ki bir eviniz var dayalı döşeli ve siz yalnızca bunların 2/4’sini hatta belki 1/4’ini kullanıyorsunuz, düşünün ki bir mutfağınız var ama siz yalnızca çok az bir kısmına ulaşabiliyorsunuz. Çocuklar da işte böyle. İmkânları böyle sınırlıyken bir de üstüne insanın sahip olduğu haklara sahip olmamak kabul edin çocukken her birimizi deli ediyordu öyle değil mi? Çocuklara hep bu açıdan bakardım nedense, hele ki isteklerini henüz konuşarak dahi ifade edemeyen özellikle bebeklikten çocukluk dönemine geçiş aşamasında olan çocuklara daha da bir sonsuz saygım var. Her birimiz daha güzel bir çocukluk geçirseydim diye hayıflanırken bu güzel çocukluğu yavrularımızın yaşaması için her gün ne yapıyoruz? Henüz bir çocuğa sahip değilsek diğer tanıdığımız veya tanımadığımız çocukların, çocukluk dönemine dönüp hatırlayabilecekleri kaç anı bırakıyoruz? Bunun için ne yapıyoruz? Ya da ne yapmıyoruz? Henüz dünyadaki haklarını bile kendi kendine koruyamazken bu kadar az imkânlara sahip bu çocukların haklarını biz neden korumuyoruz? Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne girersem çıkamayacağım. Her birimiz bu maddeleri bilmeliyiz, vakit ayırıp okumanızı tavsiye ederim.

E peki bu kadar az imkâna sahip olduğu için mi aklı ermez diye bildiğimizden mi çok sevmeyelim tepemize çıkar düşüncesinden mi inanın bilemiyorum ama bildiğim tek bir şey var dünya üzerinde tek güzel bir çocuk vardır. Bütün anneler de ona sahiptir. Her anne için en güzel çocuk kendi çocuğudur elbet. Yetişkin bir insanın dahi içinde oynamak isteyen bir çocuk yatar. Bir deneyin, derdiniz varsa lütfen oturun bir çocuğun gülüşünü izleyin. Yalnızca izleyin hiçbir şey söylemeden öylesine izleyin. Sıcacık, içten, böylesine samimi, böylesine istediğini istediği zaman düşünmeden yapıveren, korkusuz, cesaretli, cüretkar çocuklar…Ah çocuklar…  Sizden tek bir isteğim var: “Bu yazıyı okuduktan sonra sihirli değnekle dokunup hayatınızı birden değiştiremeyebilirim belki ama kim bilir belki de kalbinizin bir ucuna dokunuveririm. Hanımefendiler, beyefendiler çocuklar insandır. Küçük olmaları daha az hakka sahip olduklarını göstermez. Onlara değer verelim, onların koşulsuz bizi sevdiği gibi biz de onları koşulsuz sevelim, başını okşayalım. Ne kadar güzel olduklarını iliklerine kadar hissettirelim, mutluluğu onlara pahalı oyuncaklarla değil bir güzel bakışla verelim. Çok güzel bir fiziğe sahip olduğunu hatırlatalım her fırsatta. Hatırlatalım ki kendilerine edilecek olan iltifata hayatları boyunca ihtiyaç duyup yetişkin olduklarında bir güzel iltifata teslim etmesinler kendilerini… Nasıl ki biri bize bir şey emanet etse hemen ona sahip çıkıyor, emanetin kılına zarar gelmeden teslim etmek istiyorsak, yaratıcının bize emanet ettiği çocuklara da ihanet etmeyelim.” İhanet etmek yalnızca eziyet etmek, kötü söz söylemek değildir ki, bazen öylesine gereksiz öfkeli bir bakış bile ihanet olabilir. Bir anlık en ihtiyacı olduğu anda çocuğa karşı gösterdiğiniz ilgisizlik hayatı boyunca ona hiç de ihtimal vermediğimiz, düşünmediğimiz nice yara açabilir. Yapmayın, yapmayalım… Şairin de dediği gibi bir gün bu dünya gül bahçesine dönecek bunu böylece bilin ve unutmayın… O gül bahçesindeki güller de hep siz çocuklar olacaksınız. Evet, çocuklar yanlış duymadınız, siz dünyanın en büyük saadetisiniz ve daima da öyle kalacaksınız…

Bir cevap yazın