KÜRESELLEŞME VE GELİR EŞİTSİZLİĞİ
KÜRESELLEŞME VE GELİR EŞİTSİZLİĞİ

KÜRESELLEŞME VE GELİR EŞİTSİZLİĞİ

İbrahim Halil ŞEVLİ

İnsan sosyal bir varlıktır. Bir başına yaşamak fıtratına uygun olmadığı gibi, ihtiyaçlarını karşılamak adına da sosyalleşmesi, iletişim kurması gerekmektedir. Sosyalleşme çabası azimle, yüzyıllar boyu sürmüş, takas ile siftahı yapılan ticari olaylar; paranın icadıyla, ihtiyaçların doyumsuzluğu ve etmenlerin -teknoloji, ulaşım, kültür vb.- gelişmesiyle akılalmaz boyutlara ulaşmıştır. Sadece maddi hedefler veya maddi amaçlar değil; ruhani, ilahî, siyasi yani manevi amaçlar da bu uğurda tahayyüllerle donanmıştır. Dinler, tüm insanlığın kendi buyruklarına imanı; devletler cihan hakimiyetini; bazı felsefeciler -Ütopyacılar- dünya cennetinin kurulmasını; bilindiği üzere Karl Marx öncülüğündeki ekonomist/sosyal bilimciler ise “proletarya enternasyonalizmi” ile sınıf ve sınırları yok etmek arzusu da sosyalleşmenin bir fıtri ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

            Elbette tüm bu sosyalleşme çabaları -ulaşım adına yollar yapılması, araçlar geliştirilmesi; ilahî, ruhani ve siyasi amaçlar için, kitaplar basılması; ekonominin gelişimi için paranın icadı, pazarlar, panayırlar kurulması; teknoloji adına makinelerin icadı- bazı sonuçlara gebe kalmıştır. Yaşadığımız küre, var olduğundan daha minimalist, küçülme eğiliminde hız kazanmış ve “küresel bir köy” olmaktadır diyebiliriz. Küresel bir köy modelinin yegâne mottosu ise: “Küreselleşme!”

Küreselleşme, insanlığın, ulaşım, iletişim, ekonomi, dini ve siyasi gibi her açıdan birbirlerine yaklaşması, bir bütün olması durumudur. Bu genel tanımın ardından biraz daha irdeleyelim, nedir küreselleşme?

Küreselleşmeyi kültürel açıdan Encyclopedia Britannica ansiklopedisinin yazarı James L. Warson şöyle tanımlamıştır: Eşyaların ve düşüncelerin yayınımıyla damgalanan, günlük yaşam deneyiminin dünyanın her yerinde kültürel ifadelerle standartlaşma güdebildiği süreç.

Ekonomik olarak küreselleşme nedir sorusunun cevabını ise Dünya Bankası’ndan şöyle almaktayız: Bireylerin ve firmaların diğer ülkelerde yaşayanlarla gönüllü ekonomik iş birliği yapma özgürlüğü ve becerisi.

            İdeolojik (dini, siyasi) olarak ise “Ülkelerin milli ve manevi değerlerinin dünya ölçeğine yayılması” olarak açıklamıştır.

Kapitalistler bu konuda “Küreselleşmenin dünyayı homojenleştirdiği ve herkesin kaderinin ise ortak bir küresel dünya olduğu” tezini savunmuşlardır. Fakat Karl Marks, dünyayı çepeçevre sarmış olan kapitalizme atfettiği “kurt adam açlığı” ifadesinin altını çizerek küreselleşmeyi genişlemeci ve sömürücü kapitalizm ile bağdaştırmaktadır.

            On dokuzuncu yüzyıldan itibaren tartışmaların arttığı bu konu günümüze kadar süregelmiştir. Birkaç örnek daha verecek olursak: “Dünya Düzdür” kitabının yazarı ve Amerika’nın en iyi köşe yazarlarından biri olan Thomas Friedman, topraklarında McDonald olan iki ülkenin birbirine savaş açamayacağını öne sürmüştür.

            Peki ya küreselleşme faydalı mıdır yoksa zararlı mıdır?

            Küreselleşmenin faydalarını John Meynard Keynes bir yazısında:

“Londralı, bir sabah çayını yudumlarken, bir telefon vasıtası ile tüm dünyadan sipariş verebilirdi. Üstelik siparişi de makul bir zaman içerisinde kapısına ulaşırdı. Aynı zamanda, aynı yollarla servetini dünyanın dört bir yanındaki doğal kaynaklara ve yeni girişimlere yatırıp olası kazanç ve avantajlardan pay alabilirdi” şeklinde özetlemiştir.

            Neo-liberal iktisatçıların savına göre son yirmi yılda gelir dağılımındaki eşitlik artmıştır. Bunun sebebi ise küreselleşmedir. Buna dayanarak da Neo-liberal iktisatçılar dünyadaki aşırı yoksul nüfusun azaldığını öne sürerler.Ortaya attıkları bu fikirlerini de ekonomiler arasındaki birliğin, bütünlüğün artmasıyla beraber ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüklerine göre uzlaşı sağlaması, kaynakların daha yerinde ve etkili kullanılmasına dayandırırlar.Uluslararası gelir eşitsizliğinin en çok dile getirildiği 20. Yüzyılın düzelme eğilimde olduğunu savunan Neo-klasik İktisatçı Lucas, ülkeler arasındaki teknolojinin, ulaşım olanaklarının eşitleneceği, piyasa ekonomilerinde sermayenin uluslararası dolaşım serbestliğiyle, ülkeler arasında akışkan olacağını dolayısıyla ekonomik olarak eşitliğe doğru yol alacağını savunmuşlardır.

Küreselleştirmeye elbette eleştiriler getirilmektedir fakat küreselleşmenin benimsendiği ülkelerde yaşam kalitesinin yükseldiği ve ülkelere gelişmişlik kattığı da aşikardır. Mesela Brezilya, Hindistan, Çin gibi ülkelerin ekonomileri, ihracatlarındaki büyük artışlarla güçlenmiştir. Tabii salt fayda götürmemektedir beraberinde. Yaşam kalitesini yükselten, ülkelere gelişmişlik katan küreselleşme yarattığı serveti, gelir dağılımına adaletsizce yansıtmaktadır.

Peki doğan bu servetin paylaşımında yaşanan sıkıntı yani “gelir eşitsizliği” nedir?

            Gelir eşitsizliği bir yerde, bir ülkede veya genel itibarıyla dünyada gelir dağılımdaki eşitsizliğin, gelirdeki farklılığın derecesini, fert başı gelir yahut grupların gelirdeki ortalama dağılımından sapmasını ifade etmektedir.

            Gelir eşitsizliğinin ortaya çıkardığı sorunlar tüm dünyayı etkilediği için gayet mühimdir. Sosyolojik sorunlar, psikolojik sorunlar, uyuşturucu bağımlılıkları, intiharlar gibi sorunların gelir eşitsizliği ile büyük bir sebep-sonuç ilişkisi içinde olduğu da savunulmaktadır. Genel bir söylem ile “Bir toplumdaki gelir eşitsizliğinin boyutu beraberinde getirdiği büyük sorunların boyutuyla doğru orantılıdır.” 

Küreselleşmenin bir diğer olumsuz yönü ise kötülüğünde küreselleşmesidir. Kastedilen küreseleşen şirketlerin/ülkelerin kötü olduğu değildir. Sorun kötülüğün artık herkese dokunabilmesidir. Geçmişte bulaşıcı bir hastalık yalnızca bulunduğu bölgedeki insanlara zarar verir iken artık tüm insanlığı felakete sürükleyebilir ve bunu koronavirüs ile deneyimlemiş bulunuyoruz. Hatta bir ülkenin yaşadığı ekonomik salgın bile artık komşu dahi olmayan diğer ülkeleri, küresel pazarlara etki ettiği için, pazardaki herkese bedel ödetmektedir.

            Naomi Klein, Joseph Stiglitz ve Noam Chomsky gibi küreselleşme karşıtı bilim insanları, küreselleşmeye temel olarak üç başlıkta karşı çıkarlar:

İlk olarak ekonomik olarak “küreselleşme dünyadaki toplam serveti arttırsa da doğru orantıyla bölünmemiş hatta 1930’lardan beri işsizlik en yüksek seviyeye ulaşmıştır” düşüncesiyle; ikinci olarak insan hakları vechiyle “bazı büyük giyim ve ayakkabı şirketleri çalıştırdıkları işçileri çok düşük maliyetlerde ve çok kötü şartlar altında çalıştırmaktadır” teziyle ve son olarak kültürel bağlamda “çok uluslu, büyük şirketler, ufak ve bağımsız üreticilerin yolunu kesmekte, üzerlerindeki etkisini arttırmaktadır” düşüncesiyle karşıtlıklarını savunurlar.

Yapılan araştırmalara göre 2000 yılından bu yana en zengin %1, 2009 yılına kadar sürekli düşüş yaşamıştır. 2010 yılında en zengin 388 kişinin serveti en yoksul %50’ye denk gelmektedir. 2014’te ise %50’lik bu kısma denk gelen servete sadece 80 kişinin sahip olduğu gerçeği öğrenilmiştir. Son yıllarda %1’lik bir kısmın varlığı geri kalan tüm varlıkların %50’sinden fazla olduğu hesaplanmıştır. Yandaki tabloda 2020 OECD verileriyle oluşturulmuş tablo incelenebilir.  

            Netice itibarıyla görülüyor ki küreselleşme ve gelir eşitsizliği paralel mevzular olmakla birlikte, gelişen dünyanın küreselleşmesi ve kürselleşen dünyanın çıktıları tartışılmaya devam edilecektir. Çünkü “doğru mesafe ve doğru açı” ile bakılmadıkça doğrular çıkarlarla sarmalanacaktır. Fakat biliyoruz ki tek doğru olmasa da doğrular arasında aşikar olan, aklî ve kalbî mihenkle denk düşendir.

İnstagram: ibrahimhalilsevli

Twitter: svlibrahimhalil

KAYNAKÇA

  • Adadağ, Özgür ve Yıldızcan, Cemlil. Küreselleşme ve Demokrasi 1996/ANKARA
  • Baş, Kemal. Mersin Üniversitesi. Küreselleşme ve Gelir Dağılımı Eşitsizliği. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:18 Sayı:1 2009
  • Chanda, Nayan. Küreselleşmenin Sıradışı Öyküsü. ODTÜ Yayıncılık. 1. Basım Kasım 2009
  • Çelikel Danışoğlu, Ayşe. Küreselleşmenin Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk Üzerindeki Etkileri. İstanbul Ticarest Üniversitesi Dergisi.
  • Derviş, Kemal. Küreselleşme, Büyüme Ve Gelir Dağılımı.
  • Ener, Melita ve Demircan Esra. Küreselleşme Sürecinde Yeni Devlet Anlayışı ve Türkiye. Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Yönetim Bilimleri Dergisi (4:2) 2006.
  • Friedman, Thomas. Dünya Düzdür. Boyner Yayınlar 2. Basım Nisan 2016/İSTANBUL
  • Işıklı, Alparslan. Küreselleşme ve Demokratikleşme. 2. Baskı 1996/ANKARA
  • Marks, Karl. Das Kapital.
  • Memiş, Hasan. Küreselleşme ve Yoksulluk İlişkisi. Akademik Yaklaşımlar Dergisi Cilt:5 Sayı:1 Bahar 2014
  • Öz, Sumru. Küreselleşme ve Gelir Dağılımı. Ekonomik Araştırma Formu. (EAF) Politika Notu 12-07 Eylül 2012
  • Sapancalı, Faruk. Yeni Dünya Düzeni ve Yoksulluk. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt:3 Sayı:2 2011
  • Uysal, Soner ve Vatensever Deviren, Nursen. Küreselleşmenin Gelir Eşitsizliğine Olan İlgisinin Analizinde Yeni Bir Yöntem: Küresel Gelir Dağılımı Endeksi. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt:9 Sayı:44 Haziran 2016
  • Yanar, Rüstem ve Şahbaz, Ahmet. Gelişmekte Olan ülkelerde Küreselleşmenin Yoksulluk ve Gelir Eşitsizliği Üzerindeki Etkileri.

Bir cevap yazın