ÖNCELİKLER KARMAŞASI
ÖNCELİKLER KARMAŞASI

ÖNCELİKLER KARMAŞASI

AHMET AYDIN/10 KASIM 2021/ 5 REBİULAHİR 1443

İSTANBUL/ARNAVUTKÖY

Sosyolojik, psikolojik, ekonomik buhranlar içerisinde kıvranan insanlık, suni gündemlerin içerisinde kaybolup hakiki gündemlerinin şuuruna varamıyor. Özel sorunlar hakkında medyanın, sosyal çevrenin ve dahi akademik camianın bitmek bilmeyen haberleri, dedikoduları ve araştırmaları; özel sorunların sona ermesini dahi sağlayamayıp kendi içerisinde daha da özelleşerek başka sorunlara kapı aralıyor. Özelliğin yoğun bombardımanına maruz kalarak ve genel sorunu görmezden gelerek/farkına varmayarak günü kurtarma, mesuliyet alamama ve sorunları çözememe girdabı içerisine mahkum olmuş durumdayız.

Mesuliyet almaktan korkan ilim adamlarımız, mütefekkirlerimiz, ekonomistlerimiz, siyasilerimiz kendilerini suni gündemlerin içerisinde boğup insana ve insanlığa günü kurtaracak, tatmin edecek hamasi söylemlerle genel sorunla yüzleşmekten, onu dile getirmekten kaçınıyorlar. Bir İslam aliminin herhangi bir parti adına ‘ona oy vermek haramdır, şuna oy vermek farzdır.’ demesi; bir akademisyenin ‘kuş beslemek caiz midir?’ makalesi uğruna 6 ay boyunca araştırma yapması; bir başka hocanın ‘sakız çiğnemek orucu bozar mı?’ gibisinden enteresan sorulara cevaplar vermek için saatlerini, günlerini harcaması İslami tefekkürün ve tahayyülün bir öncelik ilmihali olmadığının en acı yansımalarıdır. Özelde İslam Coğrafyasının, genelde insan coğrafyasının dört bir yanından yükselen zulüm sesleri içinde insanlık inim inim inlerken, adil ve yaşanabilir bir dünyanın nasıl olabileceğine dair çözüm önerileri sunamıyorsak, bu uğurda çalışmıyorsak, çabalamıyorsak öncelik karmaşası içinde kayboluyoruz demektir. Eleştirel bir tarih anlayışıyla geçmişi tefekkür edip geleceği tahayyül edemiyorsak ve tarihi hamasi söylemler, atalarımızla böbürlenmek için okuyorsak ve anlıyorsak en büyük kötülüğü önce kendimize sonra da kendisiyle böbürlendiğimiz tarihimize yapıyoruz demektir. Muhalifleri susturmak, savunduğumuz partiyi kutsamak uğruna hiçbir eleştiriyi kabullenemeyip yapılan yanlışlara rağmen siyasi külte laf dokunduramıyorsak ve bununla kendimizi ve ideolojimizi savunduğumuzu, koruduğumuzu düşünüyorsak kendimizi ve ideolojimizi en çok kendimizden korumamız gerektiğinin farkında değiliz demektir. Statümüzün devamı uğruna dejenere olmuş statükoya karşı çıkamıyorsak maddi statümüzün ilerlediğini ama manevi statümüzün yerle bir olduğunun idrakinde değiliz demektir. Eleştirel bir sistem anlayışına sahip olmayıp var olanın dışına çıkamayarak, bunu göze alamayarak olanla yetindiğimiz ve olabileceği tahayyül dahi edemediğimiz için bize sunulana boyun eğiyoruz ve yeni bir ufuk kazandırmaktan, soluk olmaktan mahrum kalıyoruz demektir.

Önceliklerimiz hayatı yaşarken, anlamlandırırken söylemlerimizde, eylemlerimizde bizi etkileyen, yönlemlendiren ve bir şeyler yapmaya iten soru/n/larımızdır. Hayatımızın odak noktasına neyi mevzilendirirsek mevzumuzun da o olacağı muhakkaktır. Bu bağlamda öncelikler, yaşanılan anın nasıl yaşanacağını, yaşanması gerektiğini ve dahi ne uğrunda geçmesi gerektiğini belirler. Dertlere derman olamayan, sorunlara çare bulamayan, konjöktürün belirlediği ve konjöktüre göre belirlenen önceliklerimiz insani olana yönelik olmayıp statükonun devamına yöneliktir. İnsanı ve insani olanı gündemine alamayıp kişisel menfaatler, günü kurtarıcı klişeler ile oluşturulan öncelikler, asli önceliklerimizi erteleyip tali önceliklerin girdabına bizi mahkum edip soluk almaktan bizleri mahrum bırakıyor. Başta medya, akademik camia olmak üzere toplu bir zihni kalkınmaya, statükoyu sorgulamaya, var olanla yetinmeyip var olabileceklerle ilgilenmeye toplum olarak hepimizin ihtiyacı var. Sistemin sorgulanabildiğine, eleştirilebildiğine; siyasi kültün hatalarını, yanlışlarını görebilmeye; tarihin ideolojik söylemlerle dayatıldığını anlayabilmeye; etnik kimliğin insani kimlikten üstün olmadığını hissedebilmeye; suya sabuna da dokunarak medyanın, akademinin çalışmalar yapabileceğine inanmaya her zamankinden çok ihtiyacımız var…

Bir cevap yazın