KÜRESELLEŞMENİN JEOPOLİTİKA ÜZERİNE ETKİSİ
KÜRESELLEŞMENİN JEOPOLİTİKA ÜZERİNE ETKİSİ

KÜRESELLEŞMENİN JEOPOLİTİKA ÜZERİNE ETKİSİ

Mert AKSOY*

ÖZET           

         Dünya üzerindeki küresel gelişmelerin ve küreselleşmenin uluslararası ilişkilerde sosyal, politik, ekonomik ve kültürel izdüşümleri jeopolitika faktörünün değişmesinde etkili olan nedenlerden biri olarak görülmektedir. Küresel ekonomi yapısının ve düzenlemelerinin jeopolitik düzeydeki etkilerine bakıldığında uluslararası şirketlerin, kamu kurum ve kuruluşların da siyasi ve ideolojik yönelimleri devletlerin jeopolitik durumlarının şekillenmesine olanak sağlar. Coğrafyanın devletlere sağladığı avantajlar; ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının jeopolitik değeri vardır. Bu çalışmanın amacı, uluslararası ilişkilerde aktör olarak kabul edilen yapıların küreselleşme faktörünü kullanarak jeopolitika sistemine etkilerini belirlemeye çalışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Jeopolitik, Küreselleşme, Uluslararası Ticaret, Politika.

THE IMPACT OF GLOBALİZATİON ON GEOPOLİTİCS

ABSTRACT

The social, political, economic and cultural projections of global developments and Globalization on Earth in international relations are seen as one of the reasons that are effective in changing the Geopolica factor. Considering the geopolitical effects of the structure and regulations of the global economy, the political and ideological orientations of international companies, public institutions and organizations also allow shaping the geopolitical situation of states. The advantages of geography for States are thatthe underground and above-ground resources of the country have geopolitical value. The purpose of this study is to determine the effects of structures that are considered Actors in International Relations on the system of Geopolitics using the globalization factor.

Keywords: Geopolitics, Globalization, International Trade, Politics.         

GİRİŞ

Küreselleşme, değişim süreci, ülkeler ve ekonomiler arasındaki karşılıklı bağlılığın ve karşılıklı bağımlılığın artması, dünya çapında daha iyi iletişim, ulaşım ve ticaret bağlantıları yoluyla dünyayı birbirine yaklaştırması olarak tanımlanabilir. Bu süreç dünyayı dramatik ve hızlı bir şekilde değiştiriyor, yaşamın ekonomik, sosyal, politik ve kültürel yönlerini etkiliyor ve hem fırsatlar hem de zorluklar getiriyor. Benzersiz olan, benzersiz ilerlemeler ve teknoloji, iletişim, bilim, ulaşım ve endüstri maliyetindeki azalmadan kaynaklanan küresel entegrasyonun hızı ve kapsamının yardımıyla, son yıllarda modern bir küreselleşme biçiminin ortaya çıkmasıdır. Bu makalede, küresel dünya sisteminin günümüzdeki durumunda, jeopolitika nasıl etkilenir? Jeopolitik gelişmeler küreselleşmeyi nasıl etkiler? sorularına felsefe ve mantıkta sahip olunan özel verilerden yola çıkarak genel sonuç çıkarma yöntemi ile araştırma makalesi olarak sürdürülmüştür.

Küreselleşme; kumanda ekonomisinin küçülmesi, devletin bütün sosyal ve ekonomik işlevlerinden vazgeçmesi, pazarın dünya ölçeğinde büyümesi, ulusal sınırların dışına çıkması dünyanın tek pazar haline gelmesidir.  (ŞAYLAN, 1997)

‘Dünya ürünleri’, yani bileşenleri dünyanın farklı yerlerinde üretilen ürünler yaratma seçeneğiyle, pazarlar daha iç içe geçmiş ve üretim süreci daha verimli hale getirilmiştir. Ayrıca, bilgi ve ürünleri bir ülkeden diğerine kolay ve ucuz bir şekilde sevk etme ve üretim sürecini emek ve iş süreçlerinin daha ucuz olduğu yerlere yerleştirme yeteneği, dünya genelinde üretim ve tüketim modelini değiştirmiştir. Jeopolitik yaklaşımların geçirdiği değişim sürecine bakıldığında; jeopolitik, 1899 yılında ilk kullanım biçimi ile (Rudolf Kjellen) coğrafya ve siyaset arasındaki ilişkiye bağlılıkla bir devlet teorisi olarak ortaya çıkmıştır. (ÇETİN, 2016)

Ulaşım ve telekomünikasyonda gelişmiş teknoloji – insanların iletişim kurma ve seyahat etme maliyeti, daha ucuz hava yolculuğu ve yüksek hızlı trenden internet ve cep telefonlarının hızlı büyümesine kadar, son birkaç on yılda büyük ölçüde azalmıştır. İnsanların ve sermayenin hareketi – artan sayıda insan artık yeni bir ev, iş aramak veya kendi ülkelerindeki tehlikelerden kaçmak için hareket edebiliyor. Para, elektronik transfer sistemleri aracılığıyla küresel olarak taşınmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler, büyük büyüme potansiyeli nedeniyle uluslararası yatırım için daha yaygın bir yer haline gelmiştir.

 Küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan iktidar ilişkileri, ekonomik güç olarak küresel sahnede şirketlere önemli bir yer kazandırmıştır. Şirketler bu güçlerini, kendi stratejilerine uygun bir jeopolitik resmin oluşması bağlamında devletlerin siyasi otoriteleri ile paylaşmaktadırlar. Bu paylaşım şirketler ve devletler arasında bir karşılıklı etkileşim ilişkisini ortaya çıkarmaktadır. (ÇETİN, 2016) 

Sivil toplum kuruluşlarının (STK’lar) yükselişi – belirli konulara ilişkin küresel farkındalık arttıkça, bunlarla ilgilenmeyi amaçlayan kuruluşların sayısı da arttı. Bu konuların çoğu, örneğin iklim değişikliği gibi ülke sınırlarıyla sınırlı değildir. Uluslararası şirketler – gelişmekte olan ülkelerde açılan dünya çapında yeni pazarlara erişim, İmalat işleri gibi bazı işler yabancı işçiler tarafından yerli işçilerden çok daha düşük bir maliyetle yapılabileceğinden, işletmeler ayrıca küresel olarak işçi bulmaya teşvik edilir.

Bu bağlamda uluslararası ticaret kuralları, ülkelerin en iyi ürettikleri malları üretmelerine ve fazlalıklarını üretemeyecekleri ürünlerle takas etmelerine izin verir. Ancak sübvansiyonlar, tarifeler ve kotalar bazı durumlarda yolsuzluğa yol açmıştır.  Korumacılık, yabancı rakiplerin ithalatına uygulanan tarifeler, sübvansiyonlar, ithalat kotaları veya diğer kısıtlamalar veya engeller yoluyla küresel ticaret pahasına yerli endüstrileri koruma politikasıdır. Neredeyse tüm ana akım iktisatçıların dünya ekonomisinin genel olarak serbest ticaretten fayda sağladığı konusunda hemfikir olmalarına rağmen, korumacı politikalar birçok ülke tarafından uygulanmaktadır. Devlet tarafından uygulanan tarifeler yaygın olarak kullanılmaktadır – bunlar ithal edilen ürünlerin fiyatını yükselterek onları yerli ürünlerden daha pahalı (ve dolayısıyla daha az çekici) hale getirir. Geçmişte koruyucu tarifeler, durgunluk veya depresyondan mustarip ülkelerde endüstrileri canlandırmak için kullanılmıştır. Fakat şu da bir gerçektir ki globalleşme jeopolitik önem ve anlaşmazlıkları bitirmemiştir. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılması ile başlayan yeni süreçte dünya dengeleri alt üst olmuştur. Coğrafya ve coğrafi konumun, uluslararası ittifakları belirlemede temel çıkış noktası olma özelliğini yinelediği ve uzun bir zaman boyunca da bu özelliğini yitirmeyeceği bir sürece girilmiştir. (İşcan, 2004)

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Ekonomi çok sık olarak sayısız jeopolitik durumu anlamanın anahtarı olarak sunulduğundan, “ekonomi” terimini jeopolitik ile ilişkilendirmek mantıklıdır. Örneğin, 1992’de Körfez’e ve 2003’te Irak’a yapılan Amerikan müdahalelerinin gösterdiği gibi, petrol kaynaklarının, verimli toprakların kontrolünü ele geçirmek için savaşlar verildiği bilinmektedir. Ancak işler bu kadar basit değildir. Soğuk savaş sonrası yaşanan bu gelişmelerle birlikte ülkelerin fiziki coğrafyalarında herhangi bir değişiklik olmamıştır. Siyasi coğrafya da değişmemiştir. Kısaca coğrafi konumda bir değişiklik olmamıştır. Değişen, coğrafyayla aktifleştiren ülke güçleri, uluslararası birlikler ve anlaşmalardır. Yani evrensel değerdeki güç odakları her bölge güçlerinin etkinliğini değiştirmiştir. (İlhan, 1993)

Askeri olmayan, devletler arası ya da devlet içi, jeopolitik çatışmaları analiz etmek ve deşifre etmektir. Küreselleşme teorisyenleri, özellikle küreselleşme ideologları, kapitalist sistemin gezegensel genişlemesinin, sermayenin neredeyse anlık dolaşımının ve ulaşımın hızlanmasının ve hızla düşen maliyetinin, ekonomik ve sosyal kalkınmada kaçınılmaz olarak yeni ve temel bir adıma yol açacağını düşünüyor. Devletler arasındaki rekabetler, dini çatışmalar ve askeri meseleler, dünya piyasası karşısında bir anda tüm önemini kaybedecektir. Kısacası, jeopolitiğin yerini yakında yeni bir paradigma, yani jeo-ekonomi alacaktır denilebilir. Küreselleşmenin gelişmesiyle jeopolitik sorunlar ortadan kalkmakla kalmayacak, artan etkileşim nedeniyle şüphesiz değişecek ve çoğalacaktır. Cografya açısından herhangi bir saha, bu saha üzerinde yaşayanlara bazı üstünlükler sağlamaktadır. Fakat bu üstünlüklerden, o coğrafyada bulunanlar yararlanabilir veya bu coğrafyadaki toplumun bu üstünlüklerden yararlanabilmesi için belirli bir değişim yaşaması ve gerçekleştirmesi gerekir. Coğrafi çevre koşuların meydana getirdiği üstünlüklerin gerçekleşmesi ve bunlardan faydalanılması, bir devletin iktisadi, teknik ve siyasi yapısının başarısı ve istikrarında büyük ölçüde etkilidir (Güney, 1993)

Bölgeler ve orada yaşayan kadın ve erkekler üzerinde kontrolü ele geçirmeyi veya sürdürmeyi amaçlayan güç rekabetlerinden kaynaklanan birçok jeopolitik çatışmanın ekonomiye dayalı olmaktan uzak olduğuna inanmaya devam ediyoruz, ancak bu açıkça jeopolitiğin ekonomik durumu göz ardı etmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak, ekonomik analizler bunu yapmaktan uzaktır. Yerine, ekonomideki gelişmeler, bu disiplini, toprak, yerleşim veya toplumlar ve devlet arasındaki ilişkinin özelliklerini nadiren dikkate alan araştırmalara yöneltmiştir. İktisat biliminin dayandığı metodolojik mitlerden biri, piyasanın sanki bağlamından kopmuş gibi herhangi bir yerde aynı şekilde işleyebileceğidir. Gerçeğin bu zayıf tasviri, yirminci yüzyılın ikinci yarısında kalkınma teorilerinin başarısızlıklarının büyük bir kısmını ve ekonomik patlama yaşayan ülkelerin bunu genellikle uluslararası kurumlardan ekonomistler tarafından önerilenlerden çok farklı yöntemler kullanarak yaptıkları gerçeğini açıklar.  

Ekonomideki temsiller, bölgesel olmadıkları için doğası gereği farklı olsalar da, aynı zamanda önemli bir rol oynarlar. Teorisyenleri onun dünya tarihinin tüm evrimini ve hatta geleceğini açıklama yeteneğine inandıkları bir ekonomik teori olan Marksizm tarafından sunulan temsillerden bahsetmek yeterlidir. Kurumların kalitesi, Devletin organizasyonu, yönetişim kültürleri ve bir toplumdaki güç ilişkileriyle de bağlantılı olan gerilimlerin siyasi ve sembolik boyutunu gizler. Ayrıca, her ekonomik karşılıklı bağımlılığı, “çekirdeğin” “çevre” üzerindeki ve emperyal güçlerin vassalları ve/veya eski sömürgeleri üzerindeki hegemonik bir egemenlik ilişkisine indirgeyerek zayıfların gücünü görmezden gelir. Bununla birlikte, ekonomik küreselleşme, bugün gerçekten gelişmekte olan birçok ülkede, özellikle BRICS’te (Brezilya, Rusya, Çin, Hindistan ve Endonezya’nın bazen eklendiği Güney Afrika) güçlü ekonomik büyümeye katkıda bulunmuş gibi görünüyor. Bu yükselen ülkeler, belirli ekonomistlerin paradigmalarını onaylayarak, ekonominin siyaseti kontrol ettiğine inanmalarına izin veriyor. Ekonomik boyut, küreselleşmenin en önemli bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, çağdaş ekonomik küreselleşmenin özellikle üç alt bileşeni üzerinde durmak isabetli olacaktır. Bunlardan ilki günümüz uluslararası ticaretinin kendine özgü niteliklerine ilişkindir. (BAYAR, 2020)

Muazzam ticaret fazlası, şu anda dünyanın en büyük nakit rezervlerini biriktirmesine ve Asya ülkelerindeki üretim aygıtının tüm bölümlerini kendi egemen fonları aracılığıyla kontrol altına alma fırsatı vermesine izin veriyor. Ek olarak, Çin’in artan refahı aynı zamanda ona silahları, ordusu, donanması ve hava kuvvetleri de dahil olmak üzere silahlı kuvvetlerini modernize etmek için büyük yatırımlar yapması için gereken kaynakları sağlıyor. Güçteki bu hızlı artış, ülkenin on dokuzuncu yüzyıldaki düşüşüne kadar yüzyıllar boyunca sürdürdüğü büyük güç rolünü yeniden kazanmasına olanak sağlamıştır.

Jeopolitik bir yaklaşımın ekonomistlere olası avantajları hakkında bir tartışma başlatmak için, jeopolitik temsiller ile belirli ekonomik politikalar arasındaki etkileşimi ve bu krize yanıt vermek için tasarlanan politikaların önemli olduğu söylenebilir. Asya ülkelerinin ekonomik canlılığı, piyasaları kontrol etmek isteyen korumacı devletlerin dayattığı türden mali veya sosyal kısıtlamalar tarafından çok az engellenmenin ekonomilere sağladığı faydalara ilişkin liberal ekonomik analizleri doğrular. Sanayi inkılabı ile başlayan ve globalleşme ile devam eden tarihi süreçte coğrafya ve politika, anlam ve kapsam itibarıyla büyük oranda değişikliğe uğramıştır. (İşcan, 2004)

Uluslararası ilişkilerin coğrafyası olarak nitelenebilecek jeopolitik, yeni dönemde mekâna dayalı yeni güç mücadelelerinin temel yöntemine dönüşüyor. Mekânın bizatihi politik bir varlık olduğundan yola çıkılarak, yeni dönemde hemen her ilgi çekici bölge ve ülkenin yeni jeopolitiği belirleniyor. Bölge ve ülkelerin coğrafi konumlarının jeopolitik değeri yeniden tarif edilip buna dayalı olarak yeni pozisyonlar belirleniyor. Doğal kaynakların; sadece bulunduğu coğrafyalar değil, taşıma yollarının içinden geçtiği coğrafi bölge ve ülkelerin de jeopolitik değeri artıyor. Özellikle petrol ve doğalgaz boru hatları; “Kaynağın çıktığı yerin, taşıma güzergâhının ve kaynağa kavuşanın coğrafyasını birbirine aynı stratejik değerde birleştiriyor.”  (COĞRAFYACI, 2018)

            Modernite süreci, devletler veya diğer devlet dışı aktörler (aşırı İslami hareketler veya dini nitelikteki terör örgütleri gibi) için jeopolitik avantajlarla ilgili bir analiz konusu haline gelebilir. Bu tür pek çok ve tartışılmaz jeopolitik avantajların olduğu hipotezimizdir. Öte yandan bu süreci, hızlı ve sarsıntılı bir gelişme sürecine eşlik eden, ulusal ve uluslararası güvenliği derinden etkileyen bir dizi sosyo-politik mesele izlemiştir. Gelişmekte olan dünyadaki insanların büyük çoğunluğu, on yıllardır yerleştikleri kırsal alanlar yerine, kentsel heterojen holdinglerde yaşıyor.

Bu, sonuçları sadece sosyo-politik alanda değil, aynı zamanda daha somut güvenlik ve jeopolitik alanında da olan, geleneksel düzen için yıkıcı güçleri harekete geçiren bir süreçtir. Kırsal ve kırsal yaşamla ilgili geleneksel değerler, aile çekirdeğinin ve onu desteklemek için gerekli yapıların genişlemesi, sosyal bağlantılar ve geleneksel yaşam tarzının rahatlığı veya kolaylığı, şehir hayatına bu ani girişle birlikte parçalanır. Bu durum, çok sayıda birey için psikolojik bir stres doğurur ve onları daha tanıdık bir değerler bağlamına doğru iter. Her halükarda, güvencesiz yaşam koşullarında bile, gelişmekte olan ülkelerdeki kent merkezleri, istihdam, tüketim, eğitim, tıbbi tedavi, ilerleme ve ilerleme şansı olmayan geleneksel kırsal yaşama kıyasla kentsel yoksulluğu tercih eden kırsal köylerden milyonlarca insanı çekmeye devam ediyor. Bazı ekonomik teorilere göre ekonomik küreselleşmenin, zengin demokrasilerde emek, özellikle daha az vasıflı emek için olumsuz sonuçları olması muhtemeldir. Bu seçmenler medyan ise, siyasi partilerin buna küreselleşmeye ve onun getirdiği mal, hizmet, insan ve sermaye akışlarına açıklığa karşı çıkarak yanıt vermesini bekleyebiliriz. Bu zamana kadar jeopolitiğin tanımıyla ilgilenen bilim adamları şu üç kelimeyi mutlaka kullanmışlardır: Devlet, Coğrafya ve politika. Bu üç; kelimeden oluşacak her türlü tanımlama jeopolitiği açıklamak için yeterli olacaktır. Fakat bunlardan bir tanesinin eksik olması jeopolitiği eksik kılar. (İlhan, 1993)

Küreselleşmenin daha fazla enternasyonalizm karşıtlığı ile ilişkili olduğunu, ancak sosyal refah harcamalarının bu eğilimi azaltabileceğini gösterdi. Küreselleşmenin siyaset üzerinde doğrudan veya dolaylı etkileri olabilir. Küreselleşmenin son derece bölgesel etkileri göz önüne alındığında, toplu ulus ötesi çalışmalar çok belirsiz olabilir. Ticaret daha fazla küreselleşme karşıtı platform benimsemeleri için baskı yaratıyor ve bir ülkedeki sosyal refah harcamalarının boyutu artık bu kadar hafifletmiyor. İkincisi, küreselleşme dolaylı olarak partilerin oy paylarını etkiliyor.

Aşırı sağ popülistlere desteği artırıyor ve merkez solculara olan desteği azaltıyor. Bu dolaylı etki, son zamanlarda tüm büyük yerleşik demokrasileri etkileyen sanayisizleşme üzerindeki etkisiyle geliyor. Bu yollarla küreselleşme, gelişmiş demokrasilerde siyaset üzerinde büyük bir etki yaratıyor ve kendisine karşı bir tepki yaratıyor gibi görünüyor. Küreselleşmenin siyaseti etkilemek için çalışabileceği nedensel yol(lar)a daha fazla dikkat edilmesi gerekiyor. Gelecekteki iterasyonlarda bu diğer güçleri daha derinlemesine incelemeyi umuyorum, özellikle de sanayisizleşmenin göründüğü gibi küreselleşmeyle ilişkili olup olmadıklarını görmek için önemlidir.

SONUÇ

Çağdaş küreselleşmenin tarihi sadece teknolojik değişimin, modernliğin yayılmasının veya liberal ekonominin cazibesinin sonucu değildir. Tüm bu değişiklikler, mevcut dünya ekonomisine damgasını vuran belirli coğrafi mantığın ortaya çıkması olmadan gerçekleşebilirdi. Bu mantığın izi, birbirini izleyen ABD hükümetlerinin dünya ölçeğinde ve çeşitli dengeleyici güçler, ideolojik bir eğilim ve bir dizi ideolojik düzen karşısında son elli yılda dünya ekonomisi üzerinde uyguladığı baskın etkiye kadar izlenebilir. Dünya ekonomisi ve dünya siyasetine doğrudan veya dolaylı yönden yol haritası çizen, çizmeye çalışan ABD, uyguladığı politikalarda Küresel ekonomiyi Jeopolitik açıdan kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır ve kullanacaktır. ABD’li bilim insanları ve siyaset bilimcileri ABD’nin dış politikasının ideolojik açıdan baskı kurmak üzere uygulandığını dile getiriyorlar. ABD özellikle Sovyetler birliğinin çökmesinden sonra izlediği dış politika da Huntington’un Medeniyetler Çatışması isimli tezinde söylediği gibi 21. yy’da medeniyetler arasında din, kültür ve ideoloji temelli çatışmalar olacağını kaleme almıştır. ABD bu bağlamda batı medeniyetine öncülük yaparak batı medeniyetinin ideolojisini Küresel dünyaya yaymak için çalışmaktadır. Bu küreselleşme örneği, jeopolitik açıdan dünya ülkelerini ideolojik olarak kuşatma, ülkelerin istikrarını bozma eğilimine gitmiştir. Küresel dünya sisteminin günümüzdeki durumunda jeopolitika nasıl etkilenir? Jeopolitik gelişmeler Küreselleşmeyi nasıl etkiler? sorularına felsefe ve mantıkta sahip olunan özel verilerden yola çıkarak genel sonuç çıkarma yöntemi olan tümevarım yöntemiyle makalenin araştırma sorularına cevap aranmıştır.

Bu verilerden yola çıkarak, P. Bretton Woods aşamasında, ABD hükümeti küresel son borç veren olarak hizmet etti, dünya ekonomisinin çok taraflı yönetimi için bir dizi uluslararası ekonomik ve politik örgüt kurdu ve karşı ittifaklar düzenleyerek özgür bir dünya ekonomisini entegre etti. Bu nedenle, mevcut küreselleşmenin jeopolitika üzerine etkisinde temel aktörlerden biri olmuştur. Aynı zamanda küresel jeopolitikanın sürdürülebilir olduğu çok açıktır denilebilir.

KAYNAKÇA

Erdinç, Z. (2015). KÜRESELLEŞMENİN İSTİHDAMA ETKİSİ. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 

Fırat B. (2008). ‘Uluslararası Ekonomik Sorunlar’, ‘Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye ‘    32. Sayı,  http://www.mfa.gov.tr/

İlhan, S. (1993). Türkiye’nin ve Türk Dünyasının jeopolitiği. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.

Süha Güney, Siyasi Coğrafya, cilt 2, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Yay., Yay. No 3820, 1993, s. 6.

“Arşivlenmiş kopya” (PDF). 21 Temmuz 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 20 Haziran 2020.

“Arşivlenmiş kopya”. 4 Kasım 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Kasım 2019.


* Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, KAZAKİSTAN’

Bir cevap yazın